28 Eylül 2009 Pazartesi

Hayalimin şarkıları

Hayatta hiçbir varlığı olmayan ben, herşeyim gibi kiralık olan bu otobüs koltuğunda, ait olmadığım yere doğru yolculuk ediyorum. Ne acı ki, hayatımı anlatacak bi şarkı sözü varsa şüphesiz ki milyonlarca kaybedenin diline pelesenk olmuş bi arabesk şarkıdan, "uzaktan görenler mesut sanıyor, bilmezler gözlerim hergün ağlıyor"dan başkası değil.

Günlerim birbirinin aynısı, en mutlu anlarım ise gerçeklerden kaçıp hayal kurduğum anlar.. Kimseye anlatamadığım, anlatsam da dinlenmeyecek, benim dünyama ilişkin hayaller. Hayallerimde hep mutluyum. Benliğim sanki tıp dilinde adı konmamış, halk dilinde ise hayal nöbeti denen bi hastalığın kobaylığı misyonunu üstlenmiş.

Bunlar başta nutella kadar tatlı olabilirken, bitince üçüncü kez söndürülüp yeniden yakılmış bi samsun acısı bırakıyor insanın ağzında. Çünkü ansızın gerçeğin soğuk ve sert eliyle yüzleştiriveriyor yanağımı. Ama napsam kurtulamıyorum hayallerden. Adeta bir hayal müptelası olmuşum. Hatta bunları yazarken bile içten içe sinsi sinsi hayaller kuruyorum, aptal aptal sırıtıyorum. Sonra kulaklıkta şarkı değişiyor, acı bir ses "uzaktan görenler mesut sanıyor" diyor ve yüzüm bi anda düşüyor.
Gerçeklerin tam aksine, hayallerimi en iyi anlatacak şarkı ise "you and me alone, sheer simplicity" olarak bir ecnebi grup tarafından basit ve net şekilde ifade edilmiş.

Bu nefret edilesi, içine tükürülesi düzenin içinde sıkışan, her gün daha da beter olan benim bu hastalıklı halimin reçetesi bu kadar kolay olmamalı aslında ama teoride öyle. Pratik ise, şerefsiz murphy'nin kanunlarına tabi. Aksilik diz boyu. En önemli aksilik ise şarkıda da gönderme yapılan "you".

O hep başka vücutlarda kimlik mi buluyor, yoksa tek ve vazgeçilmez mi o bile belli diil. İşin garibi, O bir var bi yok. Bi benim bi başkasının. Bi taa içimde bi taa nerde. Bi sevgili bi yabancı. Bi arkadaş bi düşman. Bi hayal bi gerçek. Bi sıradan bi ulaşılmaz.. Bu kadar çelişkinin ortasında kendi çaresizliğime bakmaya, anlamaya bile korkuyorum. Nası çözüm buluyum?

Teoride bu kadar kolay olan şeyin, bir bayağı kesrin pay kısmı kadar yalın ve üstelik dünyada milyarlar, benim çevremde ise yüzlerce potansiyeli olan bir çözümün bu kadar uzak olması, kimin suçu? Elbette benim değil. O'nun! O kim? Kendini biliyor.

Karma denen dandik felsefeye göre insan yaptıklarının karşılığını görüyor hayatta. Atalarımız da buna katılmış olacak ki "ne ekersen onu biçersin" demiş. Aslında tüm bunların gerçek olmadığını anlamak için benim hayatıma üstünkörü bi bakış atmak dahi yeterli. Zira hayatın bana en ufak bi kötülük yapma fırsatı dahi vermeden üzerime hunharca oyunlar oynaması küstahlıktan da fena, karmadan da saçma bence.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme